KAMERAYA İYİ ÇEKİN… MAHKEMEDE LAZIM OLABİLİR!

İçerik Tarihi: Cum, 03/07/2026 - 11:20
Köşe Yazısı No: 8886
ANA GAZETE KÖŞE YAZARI

Son yıllarda düğünlerde en sık duyduğumuz esprilerden biri bu. Takılar takılırken gelin ve damat kameraya dönüyor, gülümsüyor; salondakiler kahkahalar atıyor, görüntüler sosyal medyada binlerce kez paylaşılıyor. İlk bakışta sadece eğlenceli bir şaka…

Ancak bir aile hukukçusu olarak ben bu cümleyi her duyduğumda aklıma mahkeme salonları geliyor. Çünkü bugün boşanma davalarında en çok uyuşmazlık yaşanan konulardan biri, düğünde takılan ziynet eşyalarının kime ait olduğudur. Çoğu zaman evliliğin neden sona erdiğinden çok, düğünde takılan altınlar, bilezikler ve diğer ziynet eşyaları davanın merkezine yerleşebiliyor. Hayat bazen eşleri istemedikleri şekilde mahkeme salonlarında karşı karşıya getirebilir; hukuk ise tam bu noktada hak kayıplarını önlemek için devreye girer.

Toplumda düğün takıları konusunda hâlâ birçok yanlış bilgi dolaşıyor. “Düğünde takılan her şey kadının olur.” ya da “Erkeğe takılan her şey erkeğe aittir.” şeklindeki kesin ifadeler, artık her olay bakımından geçerliliğini korumamaktadır. Çünkü hukuk da toplum gibi durağan değildir; değişen yaşam koşulları ve toplumsal ihtiyaçlarla birlikte gelişir. Nitekim Yargıtay’ın son yıllardaki yaklaşımı da bu değişimin önemli örneklerinden biridir.

Güncel uygulamaya göre öncelikle taraflar arasında ziynet eşyalarının paylaşımına ilişkin bir anlaşma bulunup bulunmadığına bakılır. Böyle bir anlaşma yoksa ve yerel örf ve adet ispatlanabiliyorsa paylaşım buna göre yapılır. Bunların da bulunmaması hâlinde ekonomik değer taşıyan takılar bakımından, genel olarak kime takıldığının esas alındığı bir değerlendirme yapılır.

Ancak önemli bir istisna vardır. Takının kullanım niteliği itibarıyla kadınlara veya erkeklere özgü olması hâlinde, yalnızca kime takıldığına bakılarak sonuca varılmaz. Örneğin damada takılan bir bilezik, kadınların kullanımına özgü bir ziynet eşyası niteliğindeyse kadına ait kabul edilebilir. Aynı şekilde geline takılan ve erkeğin kullanımına özgü bir kol saati de sırf geline takıldığı için kadının kişisel malı sayılmaz. Gerekli hâllerde bilirkişi incelemesine de başvurulabilir.

Bir diğer önemli husus ise ziynet alacağı davasının hukuki niteliğidir. Ziynet alacağı, boşanma davasının fer’i niteliğinde değildir. Bu nedenle boşanma davasıyla birlikte talep edilebileceği gibi, dava devam ederken ayrı bir dava olarak veya boşanma kesinleştikten sonra bağımsız şekilde de açılabilir. Mahkeme gerekli görürse boşanma davasının sonucunu bekletici mesele yapabilir.

Uygulamada dava açılırken öncelikle ziynet eşyalarının aynen iadesi, bunun mümkün olmaması hâlinde ise bedelinin tahsili talep edilmektedir. Bu şekilde kurulacak talep, olası hak kayıplarının önüne geçebilmektedir.

Bir başka yanlış bilinen konu ise düğün takılarının evlilik içerisinde bozdurulmuş olmasıdır. Takıların ortak ihtiyaçlar için kullanılmış veya düğün masraflarında harcanmış olması tek başına ziynet alacağı hakkını ortadan kaldırmaz. Buna karşılık, takıların kadının özgür iradesiyle ve geri istenmemek üzere verildiği iddia ediliyorsa, bunu ispat yükü bu iddiayı ileri süren tarafa aittir.

Ziynet alacağı davalarında en önemli meselelerden biri de ispat konusudur. Tarafların iddialarını hangi delillerle ortaya koyabildiği, davanın sonucunu doğrudan etkileyebilir.

Peki ya düğün videosu ya da fotoğrafları yoksa?

İşte bu durumda tanık anlatımları önem kazanır. Ayrıca ziynet eşyalarının ispatında eşlerden birinin evi terk etmesi de önemlidir. Uygulamada, ziynet eşyalarının kolaylıkla taşınabilir olması nedeniyle, evi kendi iradesiyle terk eden eşin bunları yanında götürmüş olabileceği yönünde bir karineden söz edilmektedir. Ancak bu kesin bir kural değildir. Ziynet eşyalarının evde kaldığı veya alınmasının engellendiği iddia ediliyorsa bunun somut delillerle ispatlanması gerekir. Sonuç olarak her dava, kendi delilleri çerçevesinde değerlendirilir.

Belki de bugün düğünlerde yapılan “Kameraya iyi çekin, mahkemede lazım olabilir.” esprisi, hayat ile hukukun ne kadar iç içe olduğunu gösteriyor. Ben ise o görüntülerin bir dava dosyasında delil olarak değil, yıllar sonra çocuklarıyla birlikte tebessümle izlendiği günlerin çoğalmasını diliyorum. Çünkü hiçbir evlilik mahkeme dosyası olmak için başlamaz.

Köşe yazarlarımızın yazılarını kaynak belirtilmek suretiyle kopyalayıp haber amaçlı yayın yapan internet sitelerinde ve yazılı basında ilave ve çıkarma yapmamak şartıyla orijinal haliyle kullanabilirsiniz.