BOŞANMA UZAYABİLİR, ALTIN ALACAĞI BEKLEMEK ZORUNDA DEĞİL

Radyo durduruldu.

70%

RADYO BU · 95.4 FM

Canlı yayın
İçerik Tarihi: Pzt, 19/10/2026 - 11:11
Köşe Yazısı No: 14169
ANA GAZETE KÖŞE YAZARI

Bir evlilik sona ererken geride yalnızca kırgınlıklar kalmaz. Bazen düğünde takılan bileziklerin, bazen ortak ihtiyaçlar için bozdurulan altınların hesabı da mahkeme salonlarına taşınır. Yıllar süren yargılama içinde ise hak sahiplerinin aklında aynı soru belirir: “Mahkeme altınlarımın iadesine karar verdi ama boşanma henüz kesinleşmedi. Alacağımı tahsil etmek için beklemek zorunda mıyım?”

Yargıtay 12. Hukuk Dairesinin 2 Şubat 2026 tarihli, 2025/8509 Esas ve 2026/395 Karar sayılı kararıyla onadığı değerlendirme, bu soruya açıklık getiriyor: Ziynet alacağına ilişkin hüküm, boşanma kararı kesinleşmeden de ilamlı icra takibine konu edilebilir. Çünkü ziynet alacağı, boşanmanın hukuki sonucuna bağlı bir alacak değildir.

Bu ayrım, gündelik hayatta sanıldığından daha fazla önem taşıyor. Boşanma davasıyla birlikte ileri sürülen her talebin, boşanmayla aynı hukuki kaderi paylaşacağı düşünülebiliyor. Oysa aynı dosyada karara bağlanmış olmak, bütün talepleri birbirine bağımlı hâle getirmiyor.

Karara konu olayda da ziynetlerin iadesine ilişkin mahkeme hükmüne dayanılarak icra takibi başlatılıyor. Borçlu taraf, boşanma kararının henüz kesinleşmediğini ileri sürerek takibin iptalini istiyor. Ziynet talebinin boşanmayla birlikte görülmesini, tahsil için boşanmanın kesinleşmesinin beklenmesi gerektiği iddiasına dayanak gösteriyor. Mahkemeler ise bu görüşü kabul etmiyor.

Gerekçenin merkezinde, talebin niteliği bulunuyor. Boşanma hükmü kişilerin medeni durumunu değiştirirken ziynetlerin iadesine ilişkin hüküm malvarlığını ilgilendiriyor. Bu nedenle ziynet alacağı, boşanmanın eki sayılmıyor; birlikte görülmüş olsa bile bağımsız niteliğini koruyor. Ziynet iadesine ilişkin hükmün kesinleşmeden icraya konulabilmesi de bu ayrımdan kaynaklanıyor.

Meselenin toplumsal yönü de var. Düğünde takılan altınlar, birçok kişi için yalnızca bir hatıra değil; ihtiyaç anında başvurulacak bir güvence. Bu güvencenin geri alınması için verilen mücadelede, boşanmanın kesinleşmesinin ayrıca beklenmesi gerektiği düşüncesi, hak sahibinin ekonomik belirsizliğini uzatabiliyor.

Ancak burada dikkatle anlaşılması gereken bir nokta bulunuyor: Boşanmanın kesinleşmesini beklememek, ziynet alacağının kendiliğinden kabul edildiği veya mahkeme kararı olmadan ilamlı icra yoluna başvurulabileceği anlamına gelmiyor. İncelenen karar, ziynetlerin iadesine zaten hükmedilmiş bir dosyada, bu hükmün ne zaman icraya konulabileceğiyle ilgili. Altınların kime ait olduğu, kimde kaldığı ve iade yükümlülüğünün bulunup bulunmadığı ise uyuşmazlığın ayrıca değerlendirilmesi gereken yönleri.

Bu nedenle hak ararken yalnızca “Boşanma davam ne aşamada?” sorusunu sormak yeterli değil. “Ziynet talebim hakkında hüküm kuruldu mu ve bu hükmün icrası için kesinleşme gerekiyor mu?” soruları da önem taşıyor.

Evliliğin hukuken sona ermesi ile mahkemenin iadesine karar verdiği ziynetlere kavuşmak, farklı hukuki süreçlerdir. Bu ayrımı bilmek, hak sahibinin tahsil için gereksiz yere beklemesini önleyebilir.

Bazen hakkınıza ulaşmanın ilk adımı, beklemek zorunda olmadığınızı bilmektir.

Köşe yazarlarımızın yazılarını kaynak belirtilmek suretiyle kopyalayıp haber amaçlı yayın yapan internet sitelerinde ve yazılı basında ilave ve çıkarma yapmamak şartıyla orijinal haliyle kullanabilirsiniz.