HAYAT KURTARANLARIN HAKLARINI KİM KORUYOR?
Radyo durduruldu.
RADYO BU · 95.4 FM
Hastane kapısından giren herkes iyileşmek, doğru tedaviye ulaşmak ve güven duymak ister. Bu beklentilerin karşısında ise bilgisiyle, emeğiyle ve aldığı kararlarla insan hayatına dokunan hekim vardır. Ancak sağlık hizmetlerini konuşurken hekimin sorumluluklarını sıkça hatırlatıyor, sahip olduğu hukuki güvenceleri çoğu zaman geri planda bırakıyoruz.
Oysa hekimin güvenliğinin sağlanması, mesleki saygınlığının korunması ve uygulamalarının adil biçimde değerlendirilmesi, sağlık hizmetinin temel ihtiyaçlarındandır. Hekimin haklarını korumak, hem şiddet karşısında etkili koruma sağlamak hem de yaşanan her olumsuz sonucun sorumluluğunu peşinen ona yüklememek anlamına gelir.
Hastanın tedavi sonunda iyileşmemesi, ameliyat sonrasında bir sorun gelişmesi veya hastalığın ilerlemesi, tek başına hekimin hatalı davrandığını göstermez. İnsan bedeninin tedaviye verdiği yanıt, hastanın mevcut hastalıkları ve gerekli dikkat gösterilmesine rağmen gelişebilen komplikasyonlar sonucu etkileyebilir. Hukuki incelemede yalnızca sonuca bakılması, bu nedenle eksik bir değerlendirmeye yol açar.
Tıbbi Deontoloji Nizamnamesi’nin 13. maddesi, hekimin bilimsel gereklere uygun teşhis koymasını ve gereken tedaviyi uygulamasını esas alır. Tedavinin mutlaka iyileşmeyle sonuçlanmamasından dolayı hekimin deontolojik açıdan sorumlu tutulamayacağını da belirtir. Bu düzenleme, her tedavinin kesin iyileşme garantisi olarak görülemeyeceğini ortaya koyar.
Burada önemli olan, tıbbi uygulama hatası ile komplikasyonun birbirinden ayrılmasıdır. Gerekli özen gösterilmesine rağmen ortaya çıkan bir komplikasyon, tek başına kusur anlamına gelmez. Bununla birlikte komplikasyonun zamanında fark edilmemesi, uygun müdahalenin yapılmaması veya takipte gereken özenin gösterilmemesi ayrıca sorumluluk doğurabilir. Dolayısıyla değerlendirme, müdahaleden sonraki sonucu ve o sonuca kadar yürütülen bütün süreci kapsamalıdır.
Bir zararın tedaviden sonra ortaya çıkması ile hekimin kusurlu davranışından kaynaklanması aynı şey değildir. Kusura dayalı sorumluluk bakımından, hangi yükümlülüğün ihlal edildiği ve bu ihlalin zarara nasıl yol açtığı ortaya konulmalıdır. Yalnızca müdahaleyi gerçekleştiren kişi olması nedeniyle bütün olumsuz sonuçların hekime yüklenmesi, sorumluluğun hukuki ölçütlerle belirlenmesini güçleştirir.
Bu nedenle hekimin açıklamalarının dinlenmesi, tıbbi kayıtların incelenmesi ve olayın uzmanlık bilgisiyle değerlendirilmesi gerekir. Hastanın yaşadığı zararın ağırlığı, incelemenin önemini artırır; ancak tek başına hekimin kusurunun kanıtı olamaz.
Mevzuat, tıbbi uygulamalara ilişkin ceza soruşturmalarında da belirli güvenceler öngörür. 3359 sayılı Sağlık Hizmetleri Temel Kanunu’nun ek 18. maddesi kapsamında, muayene, teşhis ve tedaviye ilişkin tıbbi işlem ve uygulamalar nedeniyle yapılacak soruşturmalarda, maddede belirtilen sağlık meslek mensupları açısından 4483 sayılı Kanun’un izin usulü uygulanır. Soruşturma izni Mesleki Sorumluluk Kurulu tarafından verilir; Kurul kararlarına karşı Ankara Bölge İdare Mahkemesine itiraz edilebilir. 2547 sayılı Kanun’un 53. maddesindeki soruşturma usulüne tabi olanlar ise bu düzenlemenin dışında tutulmuştur. Bu güvence, sorumluluğu ortadan kaldırmaz; kapsamındaki ceza soruşturmalarının kanunda belirlenen usulle yürütülmesini sağlar.
Hekimin haklarının korunması, şiddet karşısında da somut karşılık bulmalıdır. Hastanın veya yakınının yaşadığı kaygı, üzüntü ve çaresizlik anlaşılabilir. Ancak bu duygular hakareti, tehdidi veya fiziksel saldırıyı haklı hâle getirmez. Şikâyet ve hukuki başvuru yolları varken sağlık çalışanına yönelen şiddetin hiçbir gerekçesi olamaz.
3359 sayılı Kanun’un ek 12. maddesi, kamu veya özel sağlık kurumlarında görev yapan sağlık personeli ve yardımcı sağlık personeline karşı görevleri sebebiyle işlenen kasten yaralama, tehdit, hakaret ve görevi yaptırmamak için direnme suçlarında cezaların yarı oranında artırılmasını düzenler. Ayrıca bu suçlarda TCK’nin 51. maddesindeki hapis cezasının ertelenmesi hükümleri uygulanmaz. Özel sağlık kurumlarında çalışan personel de görevleriyle bağlantılı olarak kendilerine karşı işlenen suçlar bakımından TCK uygulamasında kamu görevlisi sayılır. Böylece koruma, görev yapılan kurumun kamu veya özel olmasıyla sınırlandırılmaz.
Şiddete uğrayan sağlık çalışanının korunması, olay sonrasında da sürmelidir. Sağlık Bakanlığının 2012/23 sayılı Genelgesi, acil verilmesi gereken hizmetler dışında hizmetten çekilme talebinde bulunulabilmesine imkân tanır. Talep yetkili yöneticiye bildirilir; yönetici gecikmeksizin değerlendirerek uygun bulunması hâlinde çalışanın güvenliğini ve hastanın tedavisinin devamını sağlayacak tedbirleri alır.
Şiddet olaylarında 113 Beyaz Kod hattı ve ilgili bildirim sistemi kullanılabilir. Olayın açık biçimde tutanağa geçirilmesi, tanıkların belirlenmesi, kamera kayıtlarının korunmasının istenmesi ve yaralanma varsa bunun belgelenmesi hukuki süreci destekler. Ayrıca ilgili Yönetmelik kapsamındaki personel, görev nedeniyle maruz kaldığı suçlar için hukuki yardım talebini kurum yöneticisine iletebilir. Bildirim yapmak ile avukat yardımı istemek farklı işlemler olduğundan, hukuki yardım talebinin de açıkça belirtilmesi önemlidir.
Hekimlerden dikkat, özen ve mesleki bilgi beklemek kadar, haklarının etkin biçimde korunmasını sağlamak da gereklidir. Bunun için şiddet karşısında mevzuatın uygulanması, koruma mekanizmalarının işletilmesi ve tıbbi uygulamalara ilişkin iddiaların somut delillerle incelenmesi gerekir.
Hayat kurtaranların haklarını korumak; onları şiddet karşısında yalnız bırakmamak ve her olumsuz sonucun sorumlusu ilan etmeden önce kusurun gerçekten kimden, nasıl kaynaklandığını araştırmaktır
Köşe yazarlarımızın yazılarını kaynak belirtilmek suretiyle kopyalayıp haber amaçlı yayın yapan internet sitelerinde ve yazılı basında ilave ve çıkarma yapmamak şartıyla orijinal haliyle kullanabilirsiniz.




