15 Temmuz: Milletin Hafızası, Demokrasinin Vicdanı
Bazı tarihler vardır; takvim yapraklarında yalnızca bir gün değildir. Onlar, bir milletin karakterini, devletin direncini ve toplumun ortak hafızasını yeniden inşa eden dönüm noktalarıdır. 15 Temmuz da böylesi bir tarihtir.
O gece yaşananları yalnızca "bir darbe girişimi" olarak tanımlamak, meselenin tarihsel ve sosyolojik derinliğini eksik bırakır. Çünkü 15 Temmuz, aynı zamanda devletin meşruiyeti ile silahlı zor arasındaki mücadelenin; millet iradesi ile vesayet anlayışının karşı karşıya geldiği kritik bir eşikti.
Demokrasiler sandıkla kurulur; ancak yalnızca sandıkla korunmaz. Hukuk devleti, özgür kurumlar, güçlü bir sivil toplum ve demokratik bilinç, bir ülkenin gerçek güvenlik zırhıdır. 15 Temmuz gecesi sokaklara çıkan milyonlar, yalnızca bir hükümeti ya da bir siyasi görüşü değil; seçme ve seçilme hakkını, anayasal düzeni ve millet iradesini savunduklarını düşündüler. Bu yönüyle olay, siyasal tartışmaların ötesinde, demokratik meşruiyet ilkesinin toplumsal düzeyde sahiplenilmesi bakımından dünya demokrasi tarihinde de dikkat çekici örneklerden biri olarak değerlendirilmektedir.
Ancak tarihin bize öğrettiği önemli bir gerçek daha vardır.
Milletler yalnızca zaferleriyle değil, hafızalarıyla da yaşarlar. Hafızasını kaybeden toplumlar aynı hataları tekrar etmeye mahkûm olur. Bu nedenle 15 Temmuz'u anmak, yalnızca geçmişi hatırlamak değildir; geleceği daha sağlam inşa etme sorumluluğunu da üstlenmektir.
Cumhuriyetimizin ikinci yüzyılına adım attığımız bugünlerde, asıl mesele geçmişte yaşanan acıları sürekli yeniden üretmek değil; o acılardan hukuk, demokrasi ve kurumsal liyakat adına doğru dersleri çıkarabilmektir. Çünkü güçlü devlet; sadece güvenlik kurumlarıyla değil, bağımsız yargısıyla, hesap verebilir yönetimiyle, şeffaf kamu düzeniyle ve hukuk kültürüyle ayakta kalır.
Bir hukukçu olarak biliyorum ki; adalet yalnızca mahkeme salonlarında dağıtılan bir kavram değildir. Adalet, toplumun devlete duyduğu güvenin temelidir. Devlet ise ancak vatandaşının güvenini koruyabildiği ölçüde güçlüdür. Güvenin temeli ise hukukun üstünlüğüdür.
15 Temmuz'un bize bıraktığı en kıymetli miras; demokrasinin hiçbir zaman kendiliğinden varlığını sürdüremeyeceğini göstermesidir. Demokrasi, her neslin yeniden koruması gereken ortak bir emanettir. Bu emanetin sahibi ise yalnızca siyaset kurumu değil; akademisyen, gazeteci, hukukçu, öğretmen, işçi, öğrenci, kısacası toplumun her ferdidir.
Milli mücadele ruhu yalnızca cephede gösterilen kahramanlık değildir. Bugünün milli mücadelesi; hukuka bağlı kalabilmek, kurumlara güveni güçlendirmek, farklı düşüncelerin bir arada yaşayabildiği demokratik zemini koruyabilmek ve toplumsal birlik duygusunu diri tutabilmektir.
Çünkü gerçek zafer, yalnızca bir tehdidi bertaraf etmek değil; o tehdidin tekrar ortaya çıkmasını engelleyecek demokratik kültürü kalıcı hâle getirebilmektir.
15 Temmuz'u anarken, hayatını kaybeden tüm şehitlerimizi rahmetle, gazilerimizi minnetle anıyor; milletimizin ortak iradesinin, hukukun üstünlüğünün ve demokrasimizin daima güçlü kalmasını diliyorum.
Unutulmamalıdır ki; milletleri ayakta tutan yalnızca sınırları değildir. Onları asıl yaşatan, ortak hafızaları, ortak vicdanları ve ortak değerleridir. 15 Temmuz da bu ortak hafızanın silinmeyecek sayfalarından biri olarak tarihimizdeki yerini sonsuza kadar koruyacaktır
Köşe yazarlarımızın yazılarını kaynak belirtilmek suretiyle kopyalayıp haber amaçlı yayın yapan internet sitelerinde ve yazılı basında ilave ve çıkarma yapmamak şartıyla orijinal haliyle kullanabilirsiniz.







