KADERİNİN KALEMİNİ ELİNE ALAN MİLLET

İçerik Tarihi: Cts, 29/08/2026 - 21:38
Köşe Yazısı No: 11815
ANA GAZETE KÖŞE YAZARI

Bazı tarihler takvimde sadece bir günden ibaret değildir.
Bir milletin hafızasında yaşar.
30 Ağustos 1922, milletimizin hafızasına kazınarak gelecek nesillere emanet edilmiş bir tarihtir.
Bu tarihi yalnızca askerî bir zafer olarak okumak eksik kalır. Çünkü 30 Ağustos'ta yalnızca bir ordu yenilmedi; Türk milletinin geleceğinin başkaları tarafından belirlenebileceği düşüncesi de yenildi.
Bir millet, en zor zamanında ayağa kalktı ve dünyaya şunu gösterdi:
Kendi kaderime kendim karar veririm.
KARANLIKTAN DOĞAN İRADE
Birinci Dünya Savaşı'nın ardından Osmanlı Devleti ağır bir yenilgi içindeydi. Mondros Mütarekesi'nin ardından Anadolu işgal edilmeye başlanmış, 15 Mayıs 1919'da İzmir Yunan ordusu tarafından işgal edilmiş, İstanbul ise 16 Mart 1920'de İtilaf Devletleri tarafından resmen işgal edilmişti.
Bursa da işgal edilmişti.
Ordunun büyük bölümü dağıtılmış, silah ve mühimmatına el konulmuş, Meclis-i Mebusan 11 Nisan 1920'de feshedilmişti. Türk milletinin önüne ise 10 Ağustos 1920'de imzalanan Sevr Antlaşması ile parçalanmış ve bağımlı bir gelecek konulmuştu.
İşte Anadolu'nun üzerine karanlığın çöktüğü böyle bir dönemde, 19 Mayıs 1919'da Mustafa Kemal Paşa Samsun'a çıktı.
Arkasında vatanını savunmaya karar vermiş bir millet, başta Mustafa Kemal….
Amasya, Erzurum, Sivas ve nihayet 23 Nisan 1920'de Ankara'da Türkiye Büyük Millet Meclisi'nin açılmasıyla millî irade adım adım örgütlendi.
Artık mesele yalnızca işgali sona erdirmek değildi.
Milletin kendi egemenliğini kurmaktı.
Artık mesele yalnızca işgali sona erdirmek değildi.
Milletin kendi egemenliğini kurmaktı.
SAKARYA'DAN DUMLUPINAR'A
1921'de Sakarya'da düşmanın ilerleyişi durduruldu.
Bu zafer, Türk ordusunun savunmadan taarruza geçeceği yeni dönemin başlangıcıydı.
Aylar süren hazırlıkların ardından 26 Ağustos 1922'de Büyük Taarruz başladı.
30 Ağustos'ta Dumlupınar'da Başkomutanlık Meydan Muharebesi kazanıldı.
Bu, Millî Mücadele'nin askerî kaderini belirleyen büyük zaferdi.
Ardından Mustafa Kemal Paşa'nın emri geldi:
“Ordular, ilk hedefiniz Akdeniz'dir. İleri!”
Türk ordusu ilerledi.
9 Eylül'de İzmir, 11 Eylül'de Bursa kurtarıldı.
Anadolu'nun işgali sona eriyordu.
DUMLUPINAR'DAN CUMHURİYET'E
Fakat zafer yalnızca cephede kazanılmayacaktı.
11 Ekim 1922'de Mudanya Mütarekesi imzalandı. Askerî zafer diplomasi masasında siyasî kazanıma dönüştü. Doğu Trakya'nın savaşılmadan Türkiye'ye bırakılmasının yolu açıldı; İstanbul ve Boğazlar konusunda Türkiye Büyük Millet Meclisi Hükûmeti'nin siyasî ağırlığı kabul edildi.
Ardından Lozan geldi.
24 Temmuz 1923'te imzalanan Lozan Barış Antlaşması, yeni Türkiye'nin bağımsızlığının uluslararası alandaki temelini güçlendirdi.
Ve 29 Ekim 1923'te Cumhuriyet ilan edildi.
Bu nedenle 30 Ağustos yalnızca bir savaşın zaferi değildir.
Dumlupınar'dan Mudanya'ya, Mudanya'dan Lozan'a, Lozan'dan Cumhuriyet'e uzanan büyük tarihî yürüyüşün en önemli dönüm noktalarından biridir.
BUGÜN 30 AĞUSTOS NE SÖYLÜYOR?
Aradan 104 yıl geçti.
Dünya değişti. Savaşların biçimi değişti. Devletlerin güç mücadeleleri değişti.
Fakat bağımsızlığın özü değişmedi.
Bugün bağımsızlık yalnızca sınırları korumak değildir.
Bilim üretmektir.
Teknoloji geliştirmektir.
Ekonomik olarak güçlü olmaktır.
Çocuklarına nitelikli eğitim vermektir.
Kendi kültürünü ve dilini yaşatmaktır.
Geleceğini başkasının iradesine bırakmamaktır.
Gerçek milliyetçilik de burada başlar.
Milliyetçilik yalnızca geçmişin zaferleriyle gurur duymak değildir.
O zaferleri mümkün kılan iradeyi geleceğe taşımaktır.
Dumlupınar'da savaşanların bize bıraktığı en büyük miras, yalnızca toprak değildir.
Bağımsızlık bilincidir.
Ve o bilinç, her neslin yeniden taşıması gereken bir emanettir.
BİR MİLLETİN GERÇEK ZAFERİ
Yalnızca düşmanı yenmek değildir. Zafer;
kendi korkularını yenmektir.
Yoksulluğa rağmen üretmektir.
Cehalete rağmen öğrenmektir.
Umutsuzluğa rağmen çalışmaktır.
Bölünmeye rağmen millet olabilmektir.
Ve bütün bunların üzerinde, kendi kaderine sahip çıkabilmektir.
104 yıl önce Dumlupınar'da Türk milleti, tarihe çok açık bir cevap verdi:
“Benim geleceğime benden başkası karar veremez.”
Bugün bu cümleyi yeniden söylemenin yolu, yalnızca geçmişle gurur duymaktan geçmiyor.
O gururun gereğini yerine getirmekten geçiyor.
Çünkü Atatürk'ü anlamak, onun fotoğrafına bakmak değil; onun bağımsızlık, akıl, bilim, millet ve devlet fikrini yaşatmaktır.
30 Ağustos'un bize bıraktığı en büyük miras da budur.
Bir zaferden daha fazlası...
Bir devletin kuruluş iradesi.
Bir milletin kendisine güveni.
Ve tarihin karşısında dimdik duran bir irade:
Türkiye Cumhuriyeti ilelebet payidar kalacaktır.
Başta Gazi Mustafa Kemal Atatürk olmak üzere, Millî Mücadele'nin bütün kahramanlarını ve vatan uğruna can veren aziz şehitlerimizi rahmet, minnet ve sonsuz saygıyla anıyorum.
30 AĞUSTOS ZAFER BAYRAMIMIZ KUTLU OLSUN.
NE MUTLU TÜRK'ÜM DİYENE.
Avukat Nuray UYUMAZ KARABÜBER

Köşe yazarlarımızın yazılarını kaynak belirtilmek suretiyle kopyalayıp haber amaçlı yayın yapan internet sitelerinde ve yazılı basında ilave ve çıkarma yapmamak şartıyla orijinal haliyle kullanabilirsiniz.