OKULDA İLK DERS: İNSAN OLMAK

İçerik Tarihi: Sa, 15/09/2026 - 15:15
Köşe Yazısı No: 12755
ANA GAZETE KÖŞE YAZARI

ÖZGÜRLÜĞÜN SINIRI, BAŞKASININ HAKKININ BAŞLADIĞI YERDİR. O SINIRA DOKUNMAK ÖZGÜRLÜK DEĞİL, SINIRI İHLAL ETMEKTİR.

Okullar açıldı.
Eylül ayının kendine has telaşı yeniden başladı. Yeni çantalar, tertemiz defterler, kalem kutularına özenle yerleştirilen kalemler, sabahın erken saatlerinde okul yollarına düşen çocuklar…
Kimi ilk kez okul kapısından içeri girdi.
Kimi yeni bir sınıfa, yeni bir öğretmene, yeni arkadaşlıklara başladı.
Kimi ise bir üst sınıfa geçmenin heyecanını yaşıyor.
Anne babalar içinse okulun açılması, takvimde yeni bir eğitim-öğretim yılının başlamasından çok daha fazlasıdır.
Çünkü okul kapısından içeri giren yalnızca çocuklarımız değildir.
Bizim umutlarımız, hayallerimiz, beklentilerimiz ve elbette bir anne baba olarak taşıdığımız kaygılarımız da onlarla birlikte o kapıdan içeri girer.
Oysa çocuklarımızı okula gönderirken en temel beklentimiz, onların öğrenirken aynı zamanda kendilerini güvende, değerli ve huzurlu hissetmeleridir.
Bir çocuğun eğitim hayatına daha ilk günden “Acaba başına bir şey gelir mi?” endişesiyle başlaması, hiçbir anne babanın taşımak istemeyeceği bir yük olmalıdır.
Bir anne baba, çocuğunu okuldan aldığında yalnızca “Bugün ne öğrendin?” diye düşünmez.
Acaba mutlu muydu?
Kendini güvende hissetti mi?
Bir arkadaşıyla sorun yaşadı mı?
Bir arkadaşının canını acıttı mı?
Bir başkası onun canını acıttı mı?
Kendini ifade edebildi mi?
Bir haksızlık gördüğünde ne yaptı?
İşte tam burada, okulun gerçek anlamı üzerine yeniden düşünmek gerekiyor.
Çünkü okul yalnızca ders öğrenilen yer değildir.
Okul; ailenin çocuğa verdiği ilk insanlık ve değerler eğitimini bilgiyle, disiplinle, sosyal hayatla ve ortak yaşam kültürüyle geliştiren yerdir.
Çocuklarımızın yalnızca ne bildiğinin değil, bildikleriyle nasıl bir insan olacaklarının da şekillendiği yerdir.
Bir çocuğa matematik öğretmek önemlidir.
Türkçe öğretmek, fen öğretmek, yabancı dil öğretmek, tarih öğretmek…
Hepsi önemlidir.
Ama bütün bunların üzerinde daha üstün bir ders vardır:
*İNSAN OLMAK.*
Karşındaki insanın da senin kadar değerli olduğunu bilmek…
Kendisine yapılmasını istemediği bir şeyi başkasına yapmamak…
“Hayır”ın bir sınır olduğunu anlamak…
Bir arkadaşının üzülmesini eğlence konusu yapmamak…
Güçlü olduğunda gücünü zayıf olanı ezmek için kullanmamak…
Hata yaptığında özür dilemek…
Özür dilediğinde davranışını değiştirmek…
Bir başkasının hakkını kendi hakkı kadar önemsemek…
Bunların hiçbiri bir sınav kâğıdında karşımıza çıkmayabilir.
Ama hayatın gerçek sınavında hepsi karşımıza çıkacak.
Belki de çocuklarımıza en çok öğretmemiz gereken kavramlardan biri *özgürlük*.
Özgür olmak istiyoruz.
Çocuklarımızın özgür bireyler olarak yetişmesini istiyoruz.
Kendilerini ifade etsinler, soru sorsunlar, itiraz edebilsinler, düşüncelerini özgürce ortaya koyabilsinler istiyoruz.
Elbette.
Fakat özgürlüğün bir de diğer yüzü var:
*Sınır.*
Çünkü özgürlük, karşıdaki insanın hakkını ortadan kaldırdığı anda artık özgürlük değildir.
Konuşabilirsin.
Ama başkasının konuşma hakkını elinden geldiğince yok saymadan.
Oyun oynayabilirsin.
Ama başka bir çocuğu istemediği bir oyunun parçası olmaya zorlamadan.
Elbette şaka yapabilirsin.
Karşındaki çocuk bundan rahatsız olduğunu söylüyorsa, “Ben şaka yaptım.” diyerek devam edemezsin.
İstediğimi söyleyebilirsin.
Sözlerinin başka bir insanı aşağılamasına, küçük düşürmesine veya incitmesine izin verme hakkın olmadığını unutmadan.
Çünkü *özgürlük sınırsızlık değildir.*
Özgürlük, sınırını bilmektir, *başkasının sınırına geldiğinde durabilmektir.*
Çocuklarımıza bunu ne kadar erken öğretirsek, o kadar sağlıklı bireyler yetiştiririz.
Akran zorbalığı meselesine de tam buradan bakmalıyız.
Bir çocuğun başka bir çocuğu sürekli olarak dışlaması, küçümsemesi, korkutması, alay etmesi, istemediği bir davranışa maruz bırakması veya fiziksel ve sözlü olarak rahatsız etmesi, “Çocuklar arasında olur.” diyerek geçiştirilemez.
Çünkü çocukluk, davranışların öğrenildiği dönemdir.
Bugün “Bir şey olmaz.” diyerek görmezden geldiğimiz bir davranış, yarın alışkanlığa ve hatta suç teşkil eden eylemlere ve ne yazık ki suçlular ile dolu bir toplum sonucuna dönüşebilir.
Bugün sınırları ihlal etmeyi normal gören bir çocuk, yarın yetişkin olduğunda da başkasının sınırlarına saygı göstermekte zorlanacaktır.
İşte mesele tam da budur.
Biz yalnızca bugünkü davranışı konuşmuyoruz.
*Yarının insanını şekillendiriyoruz.*
Peki sorumluluk kimin?
Önce biz velilerin.
Çocuklarımızın derslerini, sınavlarını, notlarını takip ettiğimiz kadar davranışlarını da takip etmeliyiz.
Çocuğumuza sadece “Bugün kaç aldın?” diye sormamalıyız.
Bazen;
*“Bugün arkadaşlarına nasıl davrandın?”*
diye de sormalıyız.
“Bir arkadaşın üzüldüğünde ne yaptın?”
“Bir arkadaşın senden farklı olduğunda ona nasıl davrandın?”
“Bir arkadaşının istemediği bir şeyi yapmanı istediğinde ne yaptın?”
“Birinin dışlandığını gördüğünde ne yaptın?”
“Sen birini üzdüysen bunu fark ettin mi?”
Çünkü çocuklarımızın aldığı notlar onların akademik durumunu gösterir.
*Birbirlerine nasıl davrandıkları ise nasıl bir insan olacaklarının ipuçlarını verir.*
Ama elbette mesele yalnızca ailelerin sorumluluğunda değildir.
Öğretmenlerimizin ve okul yönetimlerinin de burada çok önemli bir görevi vardır.
Çünkü öğretmen yalnızca ders anlatmaz.
*Sınıfın kültürünü oluşturur.*
Çocukların birbirine nasıl davranacağını belirleyen görünmez kuralların oluşmasında büyük rol oynar.
Bir çocuğun sessizleşmesini, içine kapanmasını, arkadaşlarından uzaklaşmasını, okula gelmek istememesini veya davranışlarının değişmesini fark etmek de eğitimin bir parçasıdır.
Çünkü bazı çocuklar yaşadıklarını anlatamaz.
Bazıları korkar.
Bazıları utanır.
Bazıları ise yaşadığı şeyin normal olduğuna inandırılır.
Bu nedenle çocukların her şeyi anlatmasını beklemek yerine, *onları gören yetişkinler olmalıyız.*
Bir sorun ortaya çıktığında ise amaç yalnızca “meseleyi kapatmak” olmamalıdır.
Ne olduğunu anlamak gerekir.
Neden olduğunu anlamak gerekir.
Tekrar etmemesi için tedbir almak gerekir.
Ve en önemlisi, çocuklara doğru davranışın ne olduğunu öğretmek gerekir.
Burada çok hassas bir denge var.
Çocuk hata yapabilir.
Ama çocuk, *hatasının sorumluluğunu almayı* da öğrenmelidir.
Özür dilemeyi…
Telafi etmeyi…
Sınır tanımayı…
Karşısındakinin duygusunu anlamayı…
Ve aynı davranışı tekrar etmemeyi…
Çünkü eğitim, yalnızca çocuğa doğruyu göstermek değildir.
*Yanlış yaptığında doğru olana dönebilecek bir karakter kazandırmaktır.*
Bugün okul sıralarında oturan çocuklar, yarının toplumunu oluşturacak.
Bugün arkadaşının elinden tutan çocuk, yarın dayanışmayı bilen bir yetişkin olacak.
Bugün kendisinden farklı bir arkadaşını kabul eden çocuk, yarın farklılıklarla birlikte yaşamayı bilecek.
Bugün gücünü başkasını ezmek için kullanmayan çocuk, yarın eline geçen yetkiyi adaletle kullanabilecek.
Bugün başkasının sınırına saygı gösteren çocuk, yarın toplumun hukukuna ve insan haklarına saygı gösterecek.
Bu nedenle *çocuk yetiştirmek yalnızca bir aile meselesi değildir.*
Bir toplum meselesidir.
Hepimizin meselesidir.
Çünkü nasıl insanlar yetiştirdiğimiz, nasıl bir ülkede yaşayacağımızı belirler.
Belki de İlköğretim Haftası'nda çocuklarımız için yeni bir dile ihtiyacımız var.
Onlara sadece “Başarılı ol.”* demeyelim.
“İyi insan ol.” da diyelim.
“Kendini ezdirme.” demeyelim.
“Sen de kimseyi ezme.” diyelim.
Sadece “Haklarını savun.” demeyelim.
“Başkasının hakkını da koru.” diyelim.
Sadece “Özgür ol.” demeyelim.
“Özgürlüğünün sınırını bil.” diyelim.
Çünkü özgürlük, istediğini yapabilmek değildir.
Özgürlük, istediğini yaparken başkasının hakkını çiğnememeyi bilmektir.
Sınır, özgürlüğün düşmanı değildir.
Tam tersine…
Sınır, özgürlüğün insanlıkla buluştuğu yerdir.
Bugün çocuklarımızın ellerine kitaplar veriyoruz.
Onlara kalemler veriyoruz.
Defterler, çantalar, üniformalar…
Ama bütün bunların yanında onlara görünmeyen bir şey daha vermeliyiz:
*VİCDAN.*
Çünkü bilgi insanı başarılı yapabilir.
Ama vicdan, insanı insan yapar.
Ve biz çocuklarımızı yalnızca sınavlara hazırlamıyoruz.
ONLARI HAYATA HAZIRLIYORUZ. HER YANLIŞ VE EKSİK EYLEMİMİZDE SUÇ VE SUÇLU ORANLARINI YÜKSELTMİŞ OLABİLECEĞİMİZİN BİLİNCİNDE OLMALIYIZ.
Onlara yalnızca meslek kazandırmıyoruz.
Birlikte yaşayabilecekleri bir toplumun temelini atıyoruz.
Bu nedenle okulda ilk ders gerçekten *insan olmak* olmalı.
Çünkü geleceğin doktoru, mühendisi, mimarı; avukatı, öğretmeni, hâkimi, yöneticisi, sanatçısı ve anne babası bugün o sıralarda oturuyor.
Ve onların nasıl insanlar olacağını yalnızca okul değil;
*aile, öğretmen, okul yönetimi ve bütün toplum birlikte şekillendiriyor.*
Yeni eğitim-öğretim yılı tüm çocuklarımıza sağlık, mutluluk, başarı ve güzel arkadaşlıklar getirsin.
Öğretmenlerimize sabır ve güç…
Velilerimize farkındalık, empati ve sorumluluk…
Çocuklarımıza ise merak, cesaret, özgüven, vicdan ve merhamet diliyorum.
Bu yıl çocuklarımızın karnesinde yalnızca matematik, Türkçe, fen veya sosyal bilgiler notları yüksek olmasın.
*Saygıları yüksek olsun.*
*Vicdanları yüksek olsun.*
*Empatileri yüksek olsun.*
*İnsanlık değerleri yüksek olsun.*
Çünkü bir gün bütün derslerin, bütün sınavların, bütün diplomaların geride kaldığı bir hayat başlayacak.
O gün elimizde kalan şey, ne kadar bildiğimizden çok,
*nasıl bir insan olduğumuz* olacak.
Belki de çocuklarımıza bırakabileceğimiz en değerli karne budur.
Bilgisiyle birlikte vicdanı da büyümüş mü?
Başarısıyla birlikte merhameti de çoğalmış mı?
Kendi hakkını savunurken başkasının hakkını da gözetebiliyor mu?
Özgürlüğünü kullanırken başkasının sınırında durmayı biliyor mu?
Güç eline geçtiğinde, güçsüz olanı korumayı mı; yoksa ezmeyi mi tercih ediyor?
Bütün mesele biraz da burada.
Çünkü eğitim, yalnızca geleceğin meslek sahiplerini yetiştirmek değildir.
Geleceğin insanını yetiştirmektir.
Ve belki de okulun ilk dersinde çocuklarımıza söylememiz gereken en önemli cümle şudur:
Özgür ol.
Kendin ol.
Sesini yükselt.
Hakkını savun.
Ama karşındaki insanın da senin kadar değerli olduğunu hiçbir zaman unutma.
Çünkü özgürlüğün sınırı, başkasının hakkının başladığı yerdir.
*O SINIRA DOKUNMAK ÖZGÜRLÜK DEĞİL, SINIRI İHLAL ETMEKTİR.*
Ve belki de bütün eğitim hayatının en önemli dersi budur:
OKULDA İLK DERS: İNSAN OLMAK.

Köşe yazarlarımızın yazılarını kaynak belirtilmek suretiyle kopyalayıp haber amaçlı yayın yapan internet sitelerinde ve yazılı basında ilave ve çıkarma yapmamak şartıyla orijinal haliyle kullanabilirsiniz.