HER ADIMDA CUMHURİYET’İN İZİ
Bir kız çocuğunun hayalinden bir kadının özgür iradesine, emeğin onurundan düşünce özgürlüğüne uzanan bir ömre sığmayan ideal…
Bir kız çocuğunun okul yolunda yürüdüğünü, bir kadının sandık başında oyunu kullandığını, yaşlı bir adamın gazetesini okuyup ülkesinde olup bitenleri anlamaya çalıştığını düşünün. Bir genç, düşüncesini korkmadan dile getirsin; bir işçi, alın terinin karşılığını alsın; bir çocuk, bir canlının başını okşarken merhametini göstersin.
Bütün bu görüntülerin ortak bir anlamı var: Cumhuriyet.
29 Ekim 1923, bu ülkenin tarihinde yalnızca bir yönetim değişikliğinin tarihi değil, milletin kendi geleceği hakkında söz sahibi olma iradesinin ilanıdır. Atatürk’ün öncülüğünde kurulan Cumhuriyet, insanlara yeni bir gelecek düşünme cesareti vermiştir. Bugün bize düşen ise o cesareti yaşatabilmektir.
Bir kız çocuğunun okuyabilmesi, hayallerinin peşinden gidebilmesi, geleceğini kendi kararlarıyla kurabilmesi… Cumhuriyet’in anlamı biraz da burada saklıdır. Fakat çocuğu okula göndermek yetmez; okulda güvende olması, arkadaşlarından korkmaması, aşağılanmadan ve dışlanmadan büyümesi de gerekir. Hiçbir çocuğun başka bir çocuğu incitmeye hakkı yoktur. Hakları öğretirken sorumlulukları da öğretmek zorundayız.
Kadınlar için de mesele yalnızca sandık başında eşit yurttaş olmaktan ibaret değildir. Kadının şiddetten uzak yaşayabilmesi, emeğinin karşılığını alması, mesleğini ve geleceğini özgürce seçebilmesi gerekir. Bir hakkın kanunda yazması önemlidir; asıl mesele, o hakkın hayatın içinde karşılığını bulmasıdır.
Düşünce ve ifade özgürlüğü de bunun ayrılmaz bir parçasıdır. İnsanlar farklı düşünebilmeli, eleştirebilmeli, soru sorabilmeli. Bir fikre katılmamak, o fikri dile getiren insanı susturmayı haklı çıkarmaz. Hukukun görevi, yalnızca güçlü olanı değil, hakkını ararken güçsüz kalan insanı da korumaktır.
Cumhuriyet’i emek üzerinden de düşünmeliyiz. Sabahın erken saatinde işine giden bir işçinin, toprağını işleyen bir çiftçinin emeği değersiz görülüyorsa; insanlar çalıştıkları hâlde insanca yaşamakta zorlanıyorsa, emeğin hakkını teslim etmek için daha çok yolumuz var demektir.
Kendisini savunamayan bir canlıya davranış şeklimiz de çok önemli. Bir çocuğun bir hayvana şefkatle yaklaşması, bazen uzun öğütlerden daha çok şey anlatır. ADALET DUYGUSUNUN İNSANDA KÖK SALMASININ TEMELİNDEKİ DEĞER MERHAMETTİR. Merhamet, yalnızca insanın insana değil, bütün canlılara karşı sorumluluğunu hissettirir.
Cumhuriyet’i kutlamak kolaydır; onu gündelik hayatın içinde yaşatmak ise hepimizin sorumluluğudur.
Bir hukukçu olarak hakların yalnızca tanınmasının yetmediğini biliyorum. Hakların korunması, adaletin herkese ulaşması ve birinin gücü karşısında hiç kimsenin çaresiz bırakılmaması gerekir. Cumhuriyet’in hukukla, özgürlükle ve eşitlikle kurduğu bağ, tam da burada önem kazanır.
Bugün 29 Ekim. Bayraklarımızı gururla taşıdığımız, Atatürk’ü minnetle andığımız bu günde kendimize de bir soru soralım: Bize emanet edilen Cumhuriyet’i gelecek kuşaklara nasıl bırakacağız? Çocukların daha özgür, kadınların daha güvende, emeğin daha değerli, adaletin daha erişilebilir olduğu bir ülke için ne yapıyoruz?
CUMHURİYET, GEÇMİŞTEN DEVRALDIĞIMIZ BİR MİRAS OLDUĞU KADAR, HER GÜN YENİDEN SAHİP ÇIKMAMIZ GEREKEN BİR SORUMLULUKTUR.
Çünkü Cumhuriyet’in izi, yalnızca tarihte değil; bir çocuğun attığı adımda, bir kadının özgür kararında, emeğe gösterilen saygıda ve adalet için yükselen her seste vardır.
Başta Gazi Mustafa Kemal Atatürk olmak üzere, bağımsızlığımız uğruna mücadele eden bütün kahramanlarımızı saygı, minnet ve rahmetle anıyorum.
29 Ekim Cumhuriyet Bayramımız kutlu olsun. Yaşasın Cumhuriyet!
Köşe yazarlarımızın yazılarını kaynak belirtilmek suretiyle kopyalayıp haber amaçlı yayın yapan internet sitelerinde ve yazılı basında ilave ve çıkarma yapmamak şartıyla orijinal haliyle kullanabilirsiniz.








